
Mesele!
Eraslan Sağlam | 28 Mayıs 2010
“Türk, Kürt, Ermeni olmak... Nusaybin’de ya da Nişantaşı’nda yaşamak... Homoseksüel ya da heteroseksüel olmak... Başlıbaşına kadın olmak...”
Dün gece Kumbaracı 50’de “Mesele” adlı gösterinin genel provasına davetliydim. Koreograf Talin Büyükkürkciyan her dönem olan biteni, ezilmişlikleri, resmi ideoloji tarafından ötekileştirmeleri ve aynı zamanda gayri resmi ideolojiler tarafından yapılan ötekileştirmeleri de kendine ‘mesele’ edinmiş bir koreograf. Bu tavrı Hrant Dink’in katlinden beri aktif olarak sanat dünyamızda görülüyor. Dolayısıyla ‘mesele’si bol bir “Mesele” izledim.
Gösteri diyorum çünkü izlediğim işi tek bir disiplinle tarif etmek mümkün değil. Fiziksel tiyatro, dans, metin tiyatrosu gibi disiplinler içi içe geçiyor gösteride. Tek derdi ise ‘meseleler’i anlatmak.
Bu anlamda Mesele bir ‘masal’la başlıyor. Tülin Özen masalı masal formunda ama tersinleyerek anlatıyor. Tuzla tersanelerinde olan bitenle ilgili bir masal bu.
Ardından meseleler birbiri ardına başlıyor. Nerdeyse hayatımızda bize değen (politik / apolitik görünen) her mesele sahneye çıkıyor. Türk, Kürt, Ermeni olmak... Nusaybin’de ya da Nişantaşı’nda yaşamak... Homoseksüel ya da heteroseksüel olmak... Başlıbaşına kadın olmak...
Gösteri medyaya da geniş bir yer veriyor. Haber seçimleri, seçimlere yapılan müdahaleler, haberlerin bölük pörtükleştirilme süreci akılda kalan sahnelerin başında yer alıyor.
En sık gördüğümüz unsur ise erkek egemen dünya. Bu erkek egemen dünyayı kalın bir feminist söylemle karşımıza çıkarmıyor sahne uygulayıcıları. Aynı zamanda kadınların göz kırpıp, hafif yandan destekledikleri erkek egemen dünyayı da okuyabiliyoruz.
Ekoljik meseleler ve ekolojik meselelerin ekonomik boyutları da petrol tüketimi özelinde, fakat bununla kalmayıp genelde diğer tüketim anlayışlarıyla karşımıza çıkıyor.
Bütün bu saydıklarımla hiçbir ‘mesele’yi atlamama çabasını gösteren bir metin görüyoruz sahnede.
Sahne tasarımında seçilen unsur ise meseleleri gölgede bırakmayacak kadar sade. Her şey dört tane siyah boruyla anlatılıyor. Hayatımızda ne kadar çok boru olduğunu, hayatımıza ne kadar çok boru ‘girdiğini’ bir yan tema ,olarak da görüyoruz. Aynı sadelik giysi tasarımında da var. Ekip yine minimum ölçüde gerçekleştirdiği kostüm değişimiyle meselelerimizi ön plana çıkartmaya çalışıyor. Işık tasarımı Kumbaracı50’nin koyu gri duvarlarına yansıyan gölgelerle heyecan verici. Müzikler ise oynanacak sahnelere birer referans niteliğinde...
Gösteri bizi sempatik / sürprizli buluşlarıyla eğlendirerek meselelere dikkatimizi çekiyor. Tülin Özen bir oyuncu olarak hem beden kullanımıyla hem de oyunculuğuyla heyecan verici. Aslında iyi bir oyuncu olarak kendinden beklenileni yapıyor. Hatta kurgulanış elverseydi ve daha çok izleyebilseydik Tülin Özen’i diye düşündüm. Talin Büüyükkürkciyan artık hocalık mertebesinde bir dansçi ve koreogaf. Bunu özellikle solosunda hissetmek mümkün. Soloda yaptığı ve geleneksel formlarla modern dans formlarını bir araya getirdiği, gölgesini Kumbaracı50’de dans ettirdiği sahne çok güzel. Esra Yurttut beden kontrolü olarak iyi bir örnek. Bir dansçı olarak oyuncu disiplinine yaklaştığı anlardaki zaafiyetİ de anlaşılabilir. Burak Akyol’un bedenindeki kas hakimiyeti iyi fakat hocası Talin Büyükkürkciyan’la dans etmesi, öyle sanıyorum ki onu biraz tedirgin etmiş. Akyol’un zaman içinde deneyim ve çalışmayla bunun üstesinden gelebileceğine eminim.
Prospero Dans Topluluğu gibi bu tip topluklar zor koşullarda yaşayıp çalışıyor. Dar zamanlarda bir araya geliyorlar. Büyük bir sanatsal kaygı ve aynı oranda maddi zorluklar yaşıyorlar. Dolayısıyla yaptıkları her şey, her zaman ana akım sanattan görece eksik olacaktır. Orada sahneyi dolduran en önemli unsur inançla doğru sözü söyleme çabası... “Mesele” de belli ki az prova, eksik prova yapabilmiş. Kendini tiyatro festivaline yetiştirmeye çalışmış. Dolayısıyla aksamalar mevcut. Gerek hareket düzeninde gerekse gösteri akışında... Meselelerimizin bol olduğu bir ülkede hiçbir meseleyi atlamamaya çabalamışlar. Başka bir platformda tecimsel bir sanat yapacaklarına söz söylemeyi tercih etmişler. Bu yüzden gidip görmek, beğendiklerimizi ve beğenmediklerimizi söylemek gerek galiba. Buna sonuna kadar açıklar. Nihayetinde sanat durmaz. “Mesele” önümüzdeki sezonda da karşımızda olacak. Şimdiden gidip izler, övgü ve eleştirilerimizi söylersek, sezona meselelerimiz daha okunur halde karşımıza çıkabilir.
Bu akşam [28 Mayıs] sekiz buçukta ve yarın [29 Mayıs] akşam altı buçukta Kumbaracı50’de!
İyi seyirler!
Eraslan Sağlam
28 Mayıs 2010 / Libadiye

0 comments:
Yorum Gönder